11 Ağustos 2015 Salı

Dil ve İletişim 2

Dil; medeniyetin, kültürün, insanlığın toplandığı, yayıldığı evrendir, evdir. Bu evin sokakta gördüğümüz evlerden hiçbir farkı yoktur. Sokaktaki evler nasıl büyüklü, küçüklü; renkli, renksiz; güzel, çirkinse dil evi de sahibine göre şekil boyut renk değiştirir.
Mahallenin bakkalı küçük evde oturur, mahallenin kuyumcusu büyük evde. Kültürü zengin olan millet geniş, ferah dil evinde oturur, kültür fakiri milletler başkasının evinde kirada otururlar.
Kirada oturmaya karşı çıkan, babasından kalan küçük kulübeyi hor görmeyenler vardır bir de. Onlar küçük evde oturuyor olabilirler ama sonuçta o ev onlara yetiyordur. Bu dil evinin mutfağı olan iletişim odasında pişen yemekler onları doyuruyor, salon olan kültür odası yetiyordur. Bu milletlere yerli kabilelerini örnek verebiliriz. Bizim binlerce sözcükle anlatamadıklarımızı eğer onlar birkaç yüz sözcükle anlatabiliyorsa onların evinin küçüklüğü sorun olmaz. Sonuçta içindekiler hallerinden memnun.
Bir de Türkiye gibileri var. Evleri geniş, kullanışlı, bol odalı ama kirli. Ev prefabrik binaya dönmüş sanki. Bir odası doğudan ithal, bir odası batıdan. Odalar temelin üstünde yan yana getirilmiş durumda. Ne mutlu ki temeli sağlam bu binanın. Her şeye rağmen odalarını birlikte tutabiliyor. Mutfağında pişen salonunda yenilebiliyor. İletişimi zayıflasa da kopmamış.
Gençliği “zaaaa, zuhaaa” gibi yapayın da yapayı özenti bir dille konuşsa da, işimiz zor olsa da birbirimizi anlıyoruz.
Dilin en büyük işlevi olan iletişimimizi henüz yitirmedik. Sürekli salonda oturulmaz. Ara sıra mutfağa, yatak odasına geçelim.

İletişimi kopmamış bir dil dileğiyle…

Yaşar ULUKANOĞLU

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder